Kayyum Toplumsal Hafızaya ve Sanata Alevifobiası Ayarıdır | Turan Eser

Kayyum Toplumsal Hafızaya ve Sanata Alevifobiası Ayarıdır | Turan Eser

“Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene” diyor Pir Sultan Abdal.

Dün “yargıyı Alevilerden temizlemek” ile övünenler, yargıyı FETÖ’nün talimatlarına teslim etmişlerdi. Bugün de Alevilik ve Arif Sağ üzerinden saldıranlar, “MESAM’ı Alevilere teslim etmeyin”, arabeskçilerin “devletimiz MESAM‘a el koysun” çağrısına kulak veriyorlar ve MESAM’a kayyum atıyorlar. Fethullah Gülen’in 14 şiirini besteleyen Yücel Erzen gibilerini kayyum olarak yönetime atıyorlar.

Oysa bilmiyorlar ki, yargı da Aleviler hakim olsaydı, cemevi ibadet yeri olurdu, madımak katliamı zaman aşımına uğratılmazdı. MESAM’da Aleviler değil, sanatçıların ortak iradesi hakimdi. O nedenle bugün mezhepçi göndermeler yapanlar istifa edene kadar yönetimdeydiler.

İster kamu kurumu olsun, isterse sivil toplum örgütleri olsun, insanlar bu görev ya da yönetim makamlarına mesleki ya da üyelik haklarına sahip vatandaşlık kimliği üzerinden gelir. İster yargı olsun, isterse meslek birlikleri bu kurumlara adaylar din, dil, etnik ya da inançsal kimlikleri üzerinden aday olmazlar. Kamu kurumlarına atandıkları ya da seçimleri kazanarak iş başına geldikleri zamanda, bu kişilerin kültürel kimliklerine yönelik laf uzatılmaz. Uzatılması ise ayrımcılık ve ırkçılık olur.

Demokratik kural ve kurumların işleyişinde vatandaşlık ve üyelik hukuku geçerli olmalıdır. Atananlar da “sanatçı”, ama MESAM’ın tüzüğüne, ilkelerine ve üyesi sanatçıların özgür iradesi yerine, Arif Sağ ve onun Alevi olması ima edilerek, AKP’nin iradesine başvuruyorlar. Sanata, sanatçılara ve demokrasiye değil, iktidar gücüne ve mezhepçi ithamlara sığınıyorlar.

MESAM tartışmalarda göz ardı edilen gerçek şu; Orhan Gencebay’ın sanki Alevi ya da solcu olmak suçmuş gibi, örtülü şekilde “MESAM yönetimini Alevi ve sol görüşlü” olarak hedef gösteriyor. “Orhan Baba” iyi yapmıyor. Kendisini seven Alevilerin inancına karşı böyle davranmamalıydı. Aleviliği ima ederek, oyun kurmamalıydı. Yavuz Bingöl ismi ise sadece “mezhepçi politikaları” örmeye yönelik kılıftı. Oysa bu yama bu açığı kapatacak büyüklükte de değildir. Yapılanın ne kadar hukuk ve vicdan dışı olduğu ve kamuoyunun yoğun baskısı sonucu, kendini saray ile uyumluyum diye tanımlayan Yavuz Bingöl bile, kendi kurumuna karşı kayyum olarak atanmayı geri çevirmek zorunda kalmıştır.

Kimi yerde örtülü, kimi yerde açık şekilde, MESAM üzerinden sürdürülen “Alevilik” tartışması, siyasetteki mezhepçi kutuplaştırmayı sanat dünyasına taşımak ve orada bir Alevifobia algısı yaratmaya hizmet edecektir.

Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği olan MESAM, bu ülkede musiki eser sahiplerinin ve telif haklarının koruyan, “üyeleri arasında ve uygulamalarında din, dil, ırk, cinsiyet ve müzik türü ayrımı yapmaz” ilkesiyle sanatçıları bir araya getiren sivil toplum örgütüdür. Kimse burada dili, dini, rengi üzerinden aday olmaz. Arif Sağ başkanlığındaki MESAM yönetimi, zaten 18 Mart’ta demokratik bir seçim tarihi belirlemişti. Demokrasiye, üye iradesine, düşüncelerine, MESAM’ı daha iyi bir noktaya taşıma vizyonuna ve sandığa güvenenler, bu tarihi önemseyebilirdi. Mevcut yönetime yönelik hakaret, mezhepçi ve suçlayıcı dil dışında, her türlü üyelik hakkı üzerinden eleştirilerini sunabilirlerdi.

MESAM tüzüğü olan, demokratik seçimleri olan bir yapıdır. Orhan Gencebay ve taraftarları demokrasiye inanıyorlarsa, tüzüğün uygulanmasını ve genel kurulda MESAM’a dair sorunları, çalışmaları, hedefleri ve yönetimin demokratik yolla şekillenmesi için aday olabilirler. MESAM üyesi sanatçıların özgür iradelerinin en üst organı ve en üst irade olan Genel Kurul yerine, AKP’nin iradesine sığınmak ne bir sanatçı duruşudur ne demokratik bir tutumdur. Nitekim “Orhan Baba’da bu genel kurul iradesiyle yönetime gelmiştir.

MESAM bir sanatçı örgütüdür, meslek birliğidir. Sanatçıların sorunlarını görünür kılan, hakları ve taleplerini savunan bir sivil toplum örgütüdür. Sanatçı ancak düşüncesiyle, eserleriyle, sanatıyla ve örgütüyle özgürse sanata dair özgürlüğün türküsünü söyler. Kapı kulu sanat ve sanatçı olamaz. Şu partinin, şu sarayın ya da şu sermayenin sanatçısı olamaz.

Ortada mâli hiçbir yolsuzluk yokken, kayyum atanıyor olması manidar değil mi? Ya da buna dair bir belge yok iken, Arif Sağ ve diğer yöneticileri “Alevi, solcu, sosyal demokrat ve AKP’li değiller” üzerinde şikayet etmek ne kadar etik?

“İmdat” diye kayyum çağıranların tutumu ve MESAM’a kayyum atamak hukuk dışı ve siyasi bir karardır.

Neden?

Çünkü Orhan Gencebay ve ekibinin kamuoyu önüne taşıdıkları “iddialara” karşı, bizzat MESAM yönetimi 7 Şubat 2018 tarihli bir yazı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları Genel Müdürlüğüne başvurarak “Meslek Birliğimiz MESAM, haklarını korumakla yükümlü olduğu binlerce üyesi başta olmak üzere tüm kamuoyu üzerinde şüphe yaratan asılsız ithamlara karşı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’ne bizzat teftiş talebinde bulunmuştur” diyerek, Arif Sağ imzalı dilekçeyi teslim etmişlerdir.

Madem bir iddia var, iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla mükelleftir. Ama iddia sahipleri olan Orhan Gencebay ve ekibi bunu kanıtlayamıyor. Bu kez bizzat eleştirdikleri yönetim ortaya çıkıp, kendisini hükümete şikayet ediyor. “Hakkımızda iddia var, gelin bizi denetleyin ve bu iddia sahiplerine karşı kamu kurumu olarak siz denetleme sonuçlarını açıklayın” diyorlar.

Hükümet ise dilekçenin gereğini yapıp denetlemek yerine, iddialarını kanıtlayamayan ekibin yanında durup, MESAM’a kayyum atıyor. Hemde iktidar yanlısı takım kurarak.

Dün “Yargı da Aleviler”, bugün de “MESAM’da Aleviler” diyerek, sanat dünyasında bir tür “Alevifobia” yayarak, toplumsal hafızada mezhepçi ayarlar kodlanıyor. Bu nedenle AKP iktidarının, “MESAM’ı Alevilere teslim etmeyin” türünden mezhepçi çağrısına, kayyum ataması manidardır.

MESAM ve Arif sağ üzerinden toplumsal hafızada bir Alevifobia ayarı yapılıyor olması asla tasvip edemeyeceğimiz bir politikadır. Sanat her hangi bir kimliğin içine sığmayacak kadar evrenseldir ve insan merkezlidir. Evrensel olana yönelik mezhepçi politikalar, toplumsal çoğulculuğumuza, çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı hayatımıza fayda sağlamayacak, aksine zarar veren adımlardır.

MESAM üyeleri, Arif Sağ yönetiminden memnun olmayabilirler. Bunun yeri genel kurul ve kurum içi demokrasinin işletilmesidir. Fakat kayyum atanması, örgüt içi demokrasi ve MESAM’ın tüzüksel olarak güvenceye aldığı iç hukuk yollarının ve örgütsel iradeyi, AKP’ye bırakmasıdır.

Orhan Gencebay ve ekibi demokrasi yerine, AKP Kültür Bakanlığı’na sığınıyor. Genel Kurulla yapamayacağını iktidar sopası ve gücüyle yapıyorlar. Mevcut yönetimi “çok Alevi ve solcu” bulup, 18 Mart’taki genel kurulu beklemeden, kendi ekiplerini kayyum olarak atanmasını sağlıyorlar.

Hukuk dışı ve MESAM tüzüğüne aykırı yol ve yöntemlerle, iktidar gücü üzerinden antidemokratik bir müdahaleyi örgütlüyorlar. Peki, 9.03.2016 tarihinde yapılan ve “Orhan Baba”yıda seçen, MESAM’ın 14. Olağan Genel Kurulun iradesi ne olacak? 9 bin üyenin sivil iradesine hükümetin kayyum ile ipotek koyarak teslim almasını talep etmek mi, üyelerin haklarını korumak?

Madem sanatçı bu toplumun rol modelidir. Bu rol model adayı “Orhan baba” neden, söz konusu demokratik seçim ve genel kurul olunca, rol model olup demokratik bir adaylık için MESAM’da yönetimde hizmet yarışı yerine, MESAM’a kayyum darbesine zemin hazırlar?

Sanatçı, kendi kurumuna kayyum darbesine rahatsız olmayı gerektir. Ortaya çıkıp “kayyum yanlış” diye açıklama yapmaktır. MESAM’ın 9 bin üyesine güvenip, kayyum darbesine itiraz etmektir.

Peki “Orhan Baba” kayyum kararına karşı durabildi mi? Yoksa aklından “sandıkta elde edemeyeceğimizi, kayyum ile elde ediyoruz” düşüncesi mi geçiyor?

Nedir sanatçı olmak?

Kayyum teklifini kabul etmek mi? Yoksa “iktidar kayyumuna değil, MESAM’ın üyesi binlerce sanatçımızın ortak iradesine mi sığınıyoruz” mu demek mi?

Sonuç olarak; kim olursa olsun, seçmek ve seçilmek her üyenin demokratik hakkıdır ve bir hukuku vardır. Bu haklar rejimi yurttaşlık ve üyelik hukuku üzerinden olur. MESAM tartışmaları üzerinden, Alevilerin ve Aleviliğin dövülmesine, itibarsızlaştırılmasına ve 72 millete aynı nazarla bakan, insancıl Alevilik hakkında sanat dünyasında ve toplumsal hafızada “Alevifobia” ayarlarına asla izin verilmemelidir. Aleviler oyunun farkındadır dün referandumda Hayır kampanyasında HAYIRLI TÜRKÜ söyledikleri için, TRT’yi Sabahat Akkiraz ve Erdal Erzincan’a yasaklayanlar, şimdi de MESAM üzerinden bağlamanın ustası Arif Sağ’a boyun eğdirmek istiyorlar. Oysa bilmezlerki Pir Sultan Abdal’ın torunları doğru ve boyun eğmeyenlerin olduğu yerde dururlar.

Ne demiş ulu ozan Pir Sultan Abdal ? “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene.” Sanatçı tamda eğri yerde doğru durmaktır. Durabilene aşkolsun…

Yorum Yap