Tek Adam Rejimi İçin Kuşatılıyoruz | Turan Eser

Tek Adam Rejimi İçin Kuşatılıyoruz | Turan Eser

Demokrasi yoksa demokratik siyasetde yoktur. Halkın siyasete özgür katılımı da hayal olur. Çünkü AKP iktidarı hem siyaseti hem medyanın yüzde 95’ini esir almış ve kuşatmıştır. TRT, yandaş medya ve ana akım medya AKP’nin sesi olmuştur. Kuşatma dincilik, milliyetçilik, güvenlik, yargı, ekonomi ve medya üzerinden gerçekleşiyor. AKP’nin hedefi belli, ister halifelik, ister hilafet deyin, amaç tek adam rejimini kurmak. Saray, yetkiyi ikinci bir kişiyle paylaşmak istemiyor. Öyle ki, dün Erdoğan ile birlikte “yönetmek” isteyenler bugün AKP’de “yok”lar! Dün AKP’den medet uman liberaller de yok! “Yetmez ama evetçi” denilen sol liberal tayfa ise günah çıkarma seanslarında! “demokratik açılımlar” ya da “Alevi Çalıştayları” gibi tek kullanımlık istismar projeleri “teröristler” ve “hainler” cephesine atıldı! Çünkü Türkiye gibi, bu siyasal çeşitlilik içinde, tek adam rejimi için, tek kullanımlık dinamik çok! “Dün dündürü” en etkili ve sonuç kalıcı olarak kullanan esasen Demirel değil, Erdoğan’dır.

Erdoğan, her dönemde karşı karşıya kaldığı engelleri aşmak için, ihtiyacına uygun ittifaklar, temaslar, BOP Eşbaşkanlığı, AB işbirlikleri, Kürt açılımları, Alevi çalıştayları gibi benzeri hamleleri yapıyor. Hepsi tek kullanımlık! Neler yapmadı ki… Önce tüm sağ, dinci ve milliyetçi siyasi çevreler gibi o da önce milli ve dini kutsallarla halkı kuşatmayı tercih etti. Bunun için de, vatandaşlık bağı yerine, resmi ve sivil makbul sayılan Türk-Sünni kimliklerine yaslandı. Bu Osmanlı ve Emevi zihniyeti siyasettir. Çoğunluk kimlikleri siyasetin kullanışlı kalkanı haleni getirilmek suretiyle, egemenlik kurmak geleneğidir. Tek adam rejimine geçiş için önce İslamcılığa yaslandılar. Bu yetmeyince, MHP ve BBP üzerinden Türkçülüğe sığınmak farz oldu. Çünkü eski “dostlar”, “ittifaklar” ve “demokratik süreçler”, bugün “hainler” cephesine gönderilince, o dönemin “hainleri” de eşzamanlı olarak, “milli ve yerli ittifakın” partneri haline getirildi.

Tek adam rejimi için sonuç alma siyaseti böyle bir şeydir. Çünkü ilkeler ve değerleri içeren toplumcu siyasete yer olmaz. Sonuç alma siyaseti, toplumsal kutuplaştırmanın kendisidir. Toplumsal kutuplaştırma bilinen ilkel ve tehlikeli siyaset tarzıdır. “Milli ve yerli ittifak” siyaseti, tam da budur. Farklıları demokrasi, hukuk ve adalet ilkeleri yerine, “etnik ve din milliyetçiliği” çimentosuyla betonlaştırmak isterler. Hak değil, itaat isterler. Çoğulculuğu değil çoğunlukçu kimlik rejimini temel alırlar. Demokratik yönetimler ancak, halkın seçme ve seçilme hakkının önündeki tüm engel ve barajların kaldırılmasıyla meşruiyet bulur. AKP ve MHP’nin “Seçim İttifak Yasası” halkın doğrudan temsil ve katılım hakkını gasp etmiştir. “Seçim İttifak Yasası” iptal edilmeli ve yüzde 10’luk seçim barajı kaldırılmalıdır. Çünkü yüzde 10’luk seçim barajı, halkın siyaset yapma hakkı ile siyasal iradesine yönelik gaspın adıdır.

“Seçim barajı sıfırlanacak” diyen AKP, bugün bu sözünü unuttu. Bırakın “barajı sıfırlamayı,” baraj dayatma ve MHP gibi baraj altı kalan partilere, “benimle ittifak yapmazsan baraj altında kalırsın” türünden koz haline getirilmiştir.

Başkanlık rejimi için gerekli olan yüzde 50+1 oyu bulamayan AKP’nin imdadına “Seçim İttifak Yasası,” bu orana ulaşma kılıfı olarak bulundu. Yasa, AKP ile ittifak yapan partilere baraj engelini ortadan kaldırırken, ittifak yapmayan partilere, 12 Eylül barajını uygulamak anlamı taşıyor. Bu yeni düzenleme, sandıkları şaibeli ve oy sayımlarını şüpheli hale getiriyor. İktidarın sandığa müdahalesini meşrulaştırılmıştır. Seçmenleri farklı sandıklara dağıtmak suretiyle, şüpheli oy kullanımına kapı açmıştır. Yasa bununla da yetinmiyor, dün suç sayılan “mühürsüz oy”, yasal suç haline ve “sahte oy” kullanımına dönüşüyor. Dolaysıyla “İttifak Yasası” esasen etnik ve din milliyetçiliği zeminine buluşan “Cumhur İttifakı” cephesinin krizine merhemdir.

AKP, MHP ve BBP’nin tek derdi seçimdir. Geçim, işsizlik, yoksulluk, hukuksuzluk, demokrasi ve laiklik değildir. Hedeflerinde “milli ve yerli” argümanıyla, halkı kimlik ekseninde homojenleştirmek var. Halk etnik ve din/mezhep milliyetçiliğine dayalı tek tip kıyafet giydirmek istiyorlar. Saray’da korku bacağı sarmıştır. “milli” ve “yerli davalar” istismarı artık halkta karşılık bulmuyor. AKP’de seçimi kaybetme korkusu artmıştır. Bu korkunun dışa vurumu ise ‘İttifak Yasası’dır. Oy pusulasını teke indirgemektir. Sandığı kamu görevlilerince, kolluk kuvvetlerine ve valilere teslim edilmesidir.

Son olarak zaten yandaş medya gibi yayıncılık yapan ‘Doğan Medya Grubu’na dahi tahammülsüzlük ve satılmasına yol açmanın, 2019 başkanlık seçiminde korkunun bacağı sardığını gösteriyor. 2019’da demokratik seçim değil, halkın katılım ve tercih hakkının gasp edildiği seçim tiyatrosu vardır. Korku bacayı sardıkça, 2019’a doğru toplumsal ve demokratik cesaret daha da halklaşacaktır. Korku varsa cesaret vardır, cesaret varsa umut da vardır. Umut yine halkın demokrasi, adalet ve laiklik için uyanmasıdır. Halk uyanmıştır. Uyanık kalmaktan başka çare de yoktur!


Turan Eser

Yorum Yap