Ayhan Bozkurt / O gece Odasında Metin Altıok’a Sarılıp Uyudum

Ayhan Bozkurt

Metin Altıok’un kaldığı odadayım… Saat üç buçuk… Gün doğumuna daha çok vakit var. Duvarlar üzerime yıkılacak gibi…

Odanın içinde bilinçsizce bir sağa bir sola yürüyorum. Gözüme uyku girmiyor. Yatağa uzanmak içimden gelmiyor.

Metin abinin sesini duyar gibiyim: “Uyu ve dinlen. Ben yanındayım, korkma! Artık kimse bizi yakamaz” diyor sanki…

Sabah çekim yapacağız… “Menekşe’den Önce” isimli bir belgesel film hazırlıyoruz. Madımak’ta yakılarak öldürülenlerin anısına… Dönüp duruyorum odanın içinde. Yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran not defterime bakıyorum. Kalemi elime alıp tek satır yazamıyorum. O kadar çok şeyin biriktiğini hissediyorum ki içimde ama ne yazık ki sözcükler dökülmüyor kâğıda.

Kırmızı kalın perdeyi aralayıp dışarı bakıyorum… Koyu bir karanlık çökmüş şehre. Tıpkı içinde bulunduğum bu oda gibi. Yolu az da olsa aydınlatan ışığın yardımıyla karşı binadaki dönerci dükkânının penceresine bulunduğum yerin tabelası yansımış; Madımak Oteli yazıyor… Bir kez daha içim acıyor.
HALA DUMAN

20 yıl önce bu otelde yakılarak ölen insanların nefesleri yanı başımda. Hala sıcak burası, hala isli ve hala duman tütüyor… Sönmemiş bir şey var, hissediyorum.

Kapıyı açıp koridora bakıyorum. Çığlık sesleri geliyor. Bir alev topu yukarıya doğru koşan insanlarla beraber yükseliyor sanki. Korkuyla kapıyı kapatıyorum. Odanın içinde yürümeye başlıyorum yeniden.

Sabah olmuyor bir türlü… Metin abiyle pencerenin önünde hiç konuşmadan oturuyoruz.

Yıllar geçmiş olmasına rağmen Alevi oldukları için bu otelde yakılan insanlar hiçbir yere gitmemiş, buradalar… Dışarıdan tekbir seslerini duyuyor gibiyim.

“Korkma” diyor Metin abi, “Ben varım, biz varız yanında.”

Buradalar, bunu çok iyi biliyorum…

Anlıyorum yıllar geçse de değişen bir şey yok. Aynı oyun, aynı senaryo. İşte o gün Barikattaki Çocuk romanımı yazmaya karar veriyorum.

ÇORUM YANIYORDU

33 yıl önce çocukluğumun geçtiği Çorum’da oluk oluk kan akmıştı. Çorum yanıyor, yıkılıyordu; Aleviler öldürülüyordu. Her yanda kan kokusu barut kokusu vardı. Silah sesleri durmak bilmiyordu. Evlerin çatılarından dumanlar yükseliyor, insanlar sağa sola panikle koşuşturuyordu.

Slogan atanlar, yaralıları taşıyanlar, barikatlardan ateş edenler, duvarlardan evlerin pencerelerine seken kurşunlar, kadınların çığlıkları, çocuk ağlamaları, feryatlar, traktörlerin römorklarında getirilen yanmış cesetler, yüzleri paramparça olmuş insanlar, kolları kopmuş adamlar… Her şey gözümün önündeydi…

Bir grup, Çorum’un en işlek caddesini “Kana kan intikam” sloganıyla işgal etmişti. Alevilerin camiyi bombaladıkları haberi yayılmıştı kente. Kalabalık grup hızla toplanmıştı. Alevilerin bulunduğu Kuruköprü, Sigorta evleri, Terlemez evler, Kale, Esnafevleri, Nadık, Şenyurt, Bahçelievler, Milönü mahallelerine saldırılar başladı.

Grup, “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” sloganıyla beraber şehirde iç savaşın başlamasına neden oldu. Alevilerin dükkânları, evleri yağmalanmaya, yakılmaya başladı. Binlerce aile göç etmek zorunda kaldı. Şehrin elektrikleri, telefon şebekeleri kesildi.

Aleviler, Milönü mahallesinde barikatlar oluşturarak kendilerini savunmak zorunda kaldılar.

Saat dört buçuk… Sabah olmuyor bir türlü. Olacak gibi de değil. Hep karanlık olacak, gün hiç ışımayacak sanki. Alevilerin yakıldığı, evlerinin yıkıldığı Çorum’da, kanın oluk oluk aktığı günler gözümün önünden geçiyor şimdi.

Yanı başımda duran Metin abiye sarılıyorum…


Ayhan Bozkurt / OdaTV

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir